Analitik Okuma: Husiler Yemen’i nasıl yıktı ve onu İran’ın elinde bir pazarlık kartına dönüştürdü?
Husilerin Eylül 2014’te darbe yaparak başkent Sana’yı ele geçirmesinden bu yana Yemen, sloganların vaat ettiği gibi “özgürlüğe” değil, tam tersine devlet kurumlarının parçalandığı, mali ve idari merkezlerin bölündüğü, ekonominin çöktüğü, baskının genişlediği, savaş ekonomisinin büyüdüğü ve ülkenin bölgesel çatışmalara açık bir sahaya dönüştüğü bir yola sürüklendi. Birleşmiş Milletler’e göre 2025 yılında 19,5 milyon Yemenli insani yardıma muhtaç olacak, 17 milyon kişi ise ciddi gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalacak. Bu rakamlar, savaş yıllarında derinleşen çöküşün en net özetidir.
Husi milisleri Yemen’e ne yaptı?
Kısa cevap şu: Devleti felç olmuş bir yapıya, toplumu tükenmiş bir kitleye ve ekonomiyi kuşatma, zorla tahsilat ve savaş ekonomisine dönüştürdü.
Dünya Bankası’na göre Yemen ekonomisi 2024’te %1, 2023’te ise %2 daraldı. Kişi başına düşen reel gelir ise 2015’ten bu yana %54 geriledi. Ayrıca petrol ihracatının engellenmeye devam edilmesi, uluslararası tanınırlığa sahip hükümetin gelirlerinde 2024’ün ilk yarısında %42 düşüşe yol açtı. Yerel gelirler de 2024’te milli gelirin yalnızca %2,5’ine geriledi; bu ise maaş, hizmet ve ithalat finansmanına ihtiyaç duyan bir ülke için son derece kırılgan bir düzeydir.
Ancak çöküş yalnızca ekonomik değildi. Birleşmiş Milletler ve UNDP daha önce Yemen’deki savaşın 2021 sonuna kadar 377 bin ölüme yol açabileceğini tahmin etmişti; bunların çoğu açlık, hastalık ve temel hizmetlerin çökmesi nedeniyle gerçekleşen dolaylı ölümlerdi. Aynı savaş, Yemen’in kalkınmasını 21 yıl geriye götürdü. Bu rakamlar propaganda değil, uzun bir savaşın gerçek maliyetidir.
Baskı, korku ve güvenlik devleti
Sahada Husiler, devlete değil baskı ve güvenlik aygıtına dayalı bir yönetim modeli inşa etti. Human Rights Watch, Husilerin ve diğer tarafların keyfi tutuklama, zorla kaybetme ve işkence uyguladığını belirtti. Ancak 2025 ve 2026 yıllarında özellikle Husilerin BM çalışanları, sivil toplum temsilcileri ve muhaliflere yönelik tutuklama kampanyalarını yoğunlaştırdığı vurgulandı.
2025 sonu itibarıyla Husiler, 69 BM çalışanını ve onlarca sivil toplum çalışanını alıkoymuş durumdaydı. Hak örgütleri, Husi gözaltı merkezlerinde işkence ve kötü muameleye ilişkin sürekli kaygılar belgeledi. Bu tablo, “direniş” söyleminin arkasında sert bir baskı rejiminin kurulduğunu ortaya koyuyor.
Çocukların askerileştirilmesi ve bir neslin kaybı
Savaşın en tehlikeli sonuçlarından biri de bir neslin sistematik biçimde tahrip edilmesidir. Birleşmiş Milletler, Husileri çocuk haklarını ihlal eden taraflar listesinde tutmaya devam ediyor. BM, 2010’dan bu yana Husiler tarafından en az 1.851 çocuğun askere alındığını veya kullanıldığını belgeledi. İnsan hakları örgütleri ise gerçek rakamın çok daha yüksek olduğunu belirtiyor.
Bu durum, Husilerin yalnızca devleti parçalamakla kalmayıp çocukluğu da militarize ettiğini ve Yemen’in geleceğini tükettiğini gösteriyor.
Mayınlar: Bitmeyen yıkımın sessiz yüzü
Ekonomi çökmüş olabilir, ancak mayınlar yıkımı kalıcı ve uzun vadeli hale getirdi. Yemen bugün dünyanın en fazla mayın ve savaş kalıntısıyla kirlenmiş ülkelerinden biri.
Mayın Yasağı Sözleşmesi kapsamında sunulan resmi rapora göre, Yemen’de anti-personel mayınlarla kirlenmiş veya kirlenmiş olduğundan şüphelenilen 147 alan bulunuyor ve bunların toplam yüzölçümü yaklaşık 7,98 milyon metrekare. “Landmine Monitor” ise yalnızca 2024 yılında Yemen’de mayınlar ve patlamamış mühimmat nedeniyle 265 kurban kaydetti.
Bunlar savaşın “yan etkileri” değil; tarımı, hayvancılığı, ulaşımı ve normal yaşama dönüşü engelleyen, toprağa gömülmüş bir korku düzenidir.
Husiler bölgesel olarak kimin çıkarına hareket ediyor?
Siyasi ve askeri açıdan Husileri İran’ın bölgesel stratejisinden ayırmak son derece zordur. Reuters ve AP gibi uluslararası ajanslar, son haberlerinde grubu açık şekilde İran destekli olarak tanımladı. Grup da son günlerde Tahran’a destek amacıyla askeri olarak devreye girmeye hazır olduğunu ilan etti ve ardından İran’a karşı yürüyen mevcut savaşın başlamasından bu yana İsrail’e doğru ilk füze saldırısını gerçekleştirdi.
Bu konumlanma Yemen’in doğrudan çıkarlarına hizmet etmiyor; aksine Yemen’i, öncelikleri Sana’dan değil bölgesel eksenden belirlenen daha geniş bir çatışma denklemine yerleştiriyor.
Sonuç: Yemen artık toparlanmaya çalışan bir devlet değil
Bu gelişmelerin sonucu olarak Yemen artık dışarıda toparlanmaya çalışan bir ülke olarak değil, deniz ve füze tehdidi üreten bir platform olarak görülüyor. Husilerin Kızıldeniz’de deniz taşımacılığına yönelik saldırıları, küresel ticaret rotalarını değiştirdi. UNCTAD’a göre, 2024’ün başındaki iki ay içinde Süveyş Kanalı’ndan geçen taşımacılık %45 düştü.
Mart 2026’da Reuters, dünyanın Kızıldeniz’i Husi saldırılarından korumadaki başarısız deneyiminin, Hürmüz Boğazı’na yönelik olası bir tehdidi çok daha tehlikeli ve maliyetli hale getirdiği uyarısında bulundu.
Daha açık bir ifadeyle, Husiler pratikte “ümmeti savunmadı”; aksine ulaşım, enerji ve sigorta maliyetlerini herkes için artırdı — buna Yemenliler de dahil.
Söylem ile gerçeklik arasındaki uçurum
Husi söylemi büyük başlıklar üzerine kurulu: Kudüs, ümmet, egemenlik, Amerika ve İsrail’e karşı mücadele. Ancak Yemen içindeki gerçek sonuçlar bambaşka.
Ortada bir ulusal kurtuluş yok; bunun yerine devlet kurumlarında, para sisteminde ve ekonomik kararda yapısal bir parçalanma var. Refah yok; aksine daha derin bir yoksulluk, daha fazla yardım bağımlılığı ve parçalanmış bir ekonomi var. “Onurun korunması” yok; onun yerine gözaltılar, zorla seferberlik, çocukların askere alınması ve sivil topluma baskı var.
İşte slogan ile sonuç arasındaki bu uçurum, projenin gerçek doğasını açığa çıkarıyor: sınır aşan ideolojik bir söylem, fakat yerelde yıkıcı ve ağır sonuçlar.
En büyük çelişki nerede?
En büyük çelişki şu: Grup mazlumlar adına konuştuğunu iddia ederken, Yemen hem kendi kontrol bölgelerinde hem de diğer bölgelerde dünyanın en sefalet içindeki ülkelerinden biri haline geldi.
BM verilerine göre nüfusun yarısından fazlası yardıma muhtaç, milyonlarca çocuk açlık, yetersiz beslenme, eğitimden kopuş ve sürekli güvenlik tehdidi altında yaşıyor. Husiler yardım çalışanlarını alıkoyup insani kuruluşların faaliyetlerini zorlaştırdığında, “küresel hegemonyaya karşı direnmekten” çok, savunduğunu iddia ettiği toplumu daha da boğuyor.
Sonuç
Husilerin Yemen’de yaptıkları beş ana sonuçta özetlenebilir:
- Devletin kaçırılması ve kurumlardan fiili otoriteye dönüştürülmesi.
- Ekonominin yıkılması ve yoksulluk, açlık ve mali bölünmenin derinleştirilmesi.
- Toplumun bastırılması; tutuklamalar, zorla seferberlik ve kamusal alanın daraltılması yoluyla.
- Yemen’in İran’ın bölgesel platformuna dönüştürülmesi, öncelikleri Sana’da ya da Yemen halkının çıkarlarında belirlenmeyen bir çatışmanın parçası haline getirilmesi.
- Ülkenin daha fazla saldırı, izolasyon ve riskle karşı karşıya bırakılması, halka asla ekmek, güvenlik ya da onur getirmeyen sloganlar uğruna.
Başka bir ifadeyle: Husiler Yemen’i bir kalkınma projesine değil, bir tükeniş projesine sürükledi. “Ümmeti savunma” sloganı yükseldi, fakat sıradan Yemenli açlık, korku, göç ve mayınlar topladı. Ülke ise daha büyük bir bölgesel eksenin elinde pazarlık kartına ve çatışma sahasına dönüştü. Ve bu, sloganların değil, rakamların ve gerçeklerin ortaya koyduğu en açık hakikattir.




Yorumlar